Yükseköğretim Kurulu, yeni bir yol haritası hazırlamış. Adı: “2030’a Doğru Türk Yükseköğretim Vizyonu Eylem Planı.” Kâğıt üzerinde bakıldığında cesur, umut verici, sistematik. “Kalite odaklı süreç”, “veriye dayalı yönetim”, “küresel rekabet”, “dijital dönüşüm”, “girişimcilik” gibi kulağa oldukça tanıdık ama hâlâ tam olarak içi dolmamış kavramlar satır aralarında bolca yer bulmuş. Sorulması gereken soru şu: Bu kez gerçekten olacak mı?
Süreç mi, Simülasyon mu?
Türk üniversiteleri uzun yıllardır bir tür makyajlı reform sarmalında dönüp duruyor. Sürekli yeni planlar, sürekli yeni vizyonlar… Lakin kampüslerin içinden gelen gerçek ses, sıklıkla başka bir hikâye anlatıyor. Kaç üniversitede gerçekten “veriye dayalı yönetim” var? Kaçı “dijital dönüşüm”ü sistemin ruhuna entegre edebildi? Kaçında liyakatli liderlik anlayışı hâkim?
Eylem planları şüphesiz gereklidir. Ama bu planlar, önce üniversitenin mutfağında hissedilmelidir. Rektörlük koridorlarında yankılanan vizyon cümlelerinin, amfi sıralarına kadar ulaşamadığı bir düzende, o plan yalnızca bir sunumdan ibarettir.
Performans mı, Puan Tablosu mu?
Dijital takip sistemi kurulmuş. Güzel. “Her üniversitenin performansı izlenecekmiş.” Güzelden öte, gerekli. Ama izlenen şeyin “gerçek gelişme” mi, yoksa raporlamaya dönük bir puan tablosu mu olduğu hayati önem taşır. Zira bürokrasinin sevdiği şey ölçülebilirliktir, ama ölçülen şeyin ne olduğuna nadiren kafa yorulur.
Öğrenci memnuniyeti, akademik özgürlük, yayınların etkisi, mezunların topluma katkısı gibi karmaşık ama anlamlı göstergeler yerine; “kaç seminer düzenlendi”, “kaç proje başvurusu yapıldı” gibi nicel ama yüzeysel veriler üzerinden değerlendirme yapılırsa, bu sistem de tıpkı diğerleri gibi gösteri merkezine döner.
Küresel Rekabet mi, İç Reklam mı?
Küresel rekabet diyor Özvar. Doğru bir hedef. Ama bu hedefe ulaşmak için evrensel akademik değerlere sıkı sıkıya bağlı olmak gerekir. İfade özgürlüğü, eleştirel düşüncenin yüceltilmesi, bilimsel özerklik… Bu değerlerin olmadığı bir iklimde, uluslararası sıralamalarda birkaç basamak çıkılsa da, sürdürülebilir başarı gelmez.
Uluslararası görünürlük için İngilizce web sitesi açmak yeterli değil. Asıl görünürlük, akademik üretimin dünyada yankı bulmasıyla olur. Bunun içinse gösterişten çok derinlik, reklamdan çok içerik gerekir.
Sonuç Yerine Bir Soru
YÖK bu kez gerçekten farklı bir şey mi yapacak? Bu plan, Türk yükseköğretimini 2030’a değil, gerçekten ileriye taşıyabilecek mi? Yoksa bu da diğer eylem planları gibi, “raporu hazır, uygulaması belirsiz” belgeler arasına mı katılacak?
Umarız ki bu kez, strateji sunumdan ibaret kalmaz; bir dönüşümün, hatta bir silkinişin başlangıcı olur. Aksi halde, yine şık grafiklerin gölgesinde, gerçeklerin sesi kısılmaya devam eder.
