İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dünya için hareket et karbon ayak izini düşür

Toplum ve kent odaklı ulaşım çözümleri kapsamında bilgi üretimi ve paylaşımı platformu olarak yaşayan bir laboratuvar olma amacıyla faaliyetlerini sürdüren İstanbul Teknik Üniversitesi IstanbulON Kentsel Haraketlilik Laboratuvarı, AXA Sigorta’nın ‘Dünya için Hareket Et’ projesi için gerçekleştirdiği ve fiziksel aktiviteler ile karbon ayak izi arasındaki ilişkiyi açıklarken iklim değişikliği sorununa değinen araştırmalarını tamamladı.

İTÜ Mimarlık Fakültesi IstanbulON Kentsel Hareketlilik Laboratuvarı, Aktif Yaşam Derneği ve ADHOC araştırma şirketi ile birlikte yürüttükleri “Çevresel ve Toplumsal Değişimlerin Ekonomik Değerlemesi ve Türkiye Temsili Halk Sağlığı Araştırması” kapsamındaki çalışmalarını tamamladı. AXA Sigorta’nın iklim değişikliğiyle mücadeleye destek vermek için WWF-Türkiye ve Aktif Yaşam Derneği ile birlikte hayata geçirdiği ‘Dünya için Hareket Et’ projesine temel oluşturan araştırma, günlük yaşam içerisinde fiziksel hareketlilik ile karbon ayak izi küçülmesini odağına alıyor; Türkiye çapında hareket, sağlık ve iklim değişikliği konusunda mevcut durum ve algıyı ölçüyor.

Kentsel hareketliliğin çok disiplinli bir alan olduğu anlayışından hareketle mühendislikten planlamaya, tasarımdan iklim araştırmalarına kadar farklı disiplinlerden araştırmacıları bir araya getirmeyi ve birlikte bilgi üretimine katkı verebilecekleri bir ortam sağlamaya çalıştıklarını belirten IstanbulON Kentsel Hareketlilik Laboratuvarı’nın Kurucu Direktörü Doç. Dr. Eda Beyazıt İnce, araştırmaya dair soruları yanıtladı:

IstanbulON Laboratuvarı tarafından hareketlilik ve karbon ayak izi kapsamında yürütülen araştırmadan bahsedebilir misiniz?

AXA Sigorta bu yılın başında iklim değişikliğiyle mücadeleye destek vermek için gerçekleştirdiği çalışmaları bir adım öteye taşımak ve bireysel karbon ayak izi ile aktif yaşam tarzı arasında bağlantı kuran bir proje gerçekleştirmek için yola çıkmıştı. Bu projeye temel oluşturmak ve yapılabilecek çalışmaları şekillendirmek için bir araştırma gerçekleştirmeye karar vermişlerdi. “Çevresel ve Toplumsal Değişimlerin Ekonomik Değerlemesi ve Türkiye Temsili Halk Sağlığı Araştırması”nı da bu kapsamda Aktif Yaşam Derneği ve ADHOC araştırma şirketi ile birlikte yaklaşık 3-4 aylık bir dönemde gerçekleştirdik. Araştırmada öncelikle dünyada kentsel hareketlilik – aktif yaşam – sağlık – iklim değişikliği konusundaki şimdiye dek çok da yan yana gelmemiş alanları bir araya getirerek derledik.

Araştırma iki noktada değer yaratmayı hedefliyor: ilki, karbon ayak izimizi azaltmak için bireysel olarak alınabilecek önlemleri ortaya koymak, yani bir kişinin bile katkısının büyük olabileceğini göstermek; ikincisi ise hareketli bir yaşama geçişle birlikte yalnızca iklim üzerinde değil toplumsal sağlıktan ülke ekonomisine kadar birçok alanda iyileşme ve tasarruf yapılabileceğinin altını çizmek.

Dışsal faktörlerin hayatımızın her alanını belirlediği şu sıralar iklim değişikliği ve hareketlilik üzerine yaptığımız bu çalışma daha da anlam ve önem kazandı diye düşünüyorum. COVID-19 sonrası hareketsizliğe mahkum hale gelmemiz aslında bir yandan başka bir dünyanın mümkün olduğunu bize hatırlattı, bir yandan da yürüme ve bisiklet gibi aktif ulaşım türlerinin de önünü açtı, insanların bu türlere olan ilgisini artırdı. Dünyada birçok yerel yönetim COVID-19’un zirve yaptığı zamanlarda kentlerini bisiklet yollarıyla çevirdi ve merkezi alanları yayalaştırdı. Kentsel mekanda yaya ve bisiklete daha fazla yer açmaya başladı. Bunlar çok önemli gelişmeler.

Ne tür fiziksel aktiviteleri doğa dostu olarak tanımlayabiliriz? Günlük yaşam içerisine hangi aktivitelerin dahil edilmesini ya da alışkanlık haline getirilmesini önerirsiniz?

Proje kapsamında bir karbon azaltım hesabı da geliştirdik. Detaylarını proje yürütücümüz Aktif Yaşam Derneği yakın zamanda paylaşacaktır ama şunları söylemek mümkün: özellikle kısa mesafelerde otomobil kullanmak yerine yürümek ve bisiklete binmek neredeyse sıfır karbon üretmemize yol açıyor. Gündelik ulaşımımıza yürüme ve bisikleti entegre etmek çok önemli. Ama bunlar çok küçük adımlarla da gerçekleşebilir. Örneğin, en yakın metro istasyonuna gitmek için otomobile veya taksiye binmek yerine yürümeyi tercih edebiliriz. Bu hem sağlığımız için iyi hem de çevre, toplum sağlığı ve kent ekonomisi için iyi. Ayrıca bireysel bütçemizi de daha az yoran bir davranış. Kent içi ulaşım dışında örneğin çalıştığımız ve yaşadığımız binalarda asansöre binmek yerine merdivenleri kullanmak, bakkaldan telefonla sipariş vermek yerine yürüyerek gidip almak gibi… Hareketliliğimizi artırmanın haricinde iklim için yapabileceğimiz en güzel şey ise az tüketmek, tüketim nesnesi ne olursa olsun üretiminden bize ulaşmasına kadar o kadar fazla emisyon açığa çıkıyor ki! Bunu azaltmak ise yine bizim elimizde.

“Bisiklet kullanımı ve yürüme %20 oranında artarsa 3 milyon ton daha az karbon salımı gerçekleşebilir.”

Araştırmada da belirtildiği gibi daha çok yürüyüş ve mümkünse bisiklete binme karbon ayak izimizi %50’lere kadar azaltabileceğimizi gösteriyor. Bisiklet kullanımı ve yürüme %20 oranında artarsa 3 milyon ton daha az karbon salımı gerçekleşebilir. Bu da her yıl 120 milyon yetişkin ağacın temizleyebileceği havaya eşit. Bunun yanı sıra daha önce de bahsettiğim gibi asansör ve yürüyen merdiven yerine merdivenleri kullanmak bir seçenek. Günlük yaşamda hareketlilik konusunda alabileceğimiz en iyi önlem otomobil kullanımını en az seviyeye indirmek ve yerine aktif ulaşım ve toplu taşıma türlerini getirmek olacaktır.

Hareketlilik, sağlık ve iklim değişikliği açısından Türkiye’deki mevcut durum ve algı ne yönde?
Türkiye toplumunun %70’i iklim değişikliğini kendi meselesi gibi görmüyor. Bu çok büyük bir rakam, aslında iklim değişikliği, erimekte olan buzullar veya buzullara tutunmaya çalışan kutup ayıları gibi algılanıyor. Yani iklim değişikliği bizden uzakta cereyan ediyormuş gibi bir algı var toplumda. Halbuki iklim değişikliği tam da gündelik hayatımızın içinde: tükettiğimiz gıdadan soluduğumuz havanın kalitesine, kentlerimizde ve çevremizde biriken atıklardan sıklıkla görmeye başladığımız ani sel baskınlarına kadar her alanda nedenlerini ve sonuçlarını görebileceğimiz düzeyde.

“Hareketsizliğin Türkiye’ye Olan Maliyeti Yıllık 7 Milyar TL”

Bununla birlikte Türkiye toplumu olarak fiziksel aktivite oranımız çok düşük. En çok yaptığımız fiziksel aktivite yürümek, bakkala, markete, en yakındaki durağa yürüyerek giden bir toplumuz. Bu bir yandan çok güzel çünkü aktif ulaşım gündelik hareket ihtiyacımızın büyük bir çoğunluğunu karşılayabilir ancak bunun yanı sıra aktif olarak spor yapanlar çok az ve fiziksel olarak aktif olmak bir lüks gibi algılanıyor. Ancak biz biliyoruz ki hareketsizliğin hem bireylerin sağlığına hem de ekonomiye yansımaları çok yüksek. Ülkelerin sağlık harcamalarının %10’u hareketsizlik kaynaklı. Bu araştırmada hareketsizliğin Türkiye’ye olan maliyeti yıllık 7milyar TL olarak tespit edildi.

İklim değişikliği ile bağlantılı birçok riskten bahsedilmekte, bu açıdan bilinçli hareketlilik ve tüketimin bulaşıcı hastalıklarla mücadele açısından önemi nedir?

Araştırmamızı yaparken henüz COVID pandemisi gündemde değildi. Yine de araştırmamızda bulaşıcı hastalıklara yer verdik. COVID-19’un günlük yaşamımıza etkisini iklim değişikliğinin bir provası olarak görüyorum. Bunu şöyle açıklamak gerekir: öncelikle pandemi sürecinde kimi çalışmalar uzaktan yapılmaya başlandı, burada çevrimiçi platformların önemi çok arttı ve toplantılardan konferanslara, derslere kadar birçok aktiviteyi bilgisayar başından yapabileceğimizi anladık. Bu durumun tabii ki eksileri ve artıları var. Sosyal ve psikolojik etkilerin yanı sıra çevrimiçi platformlarda çalışmalarını yürütebilenlerin oranı ofis çalışmalarının yoğun olduğu Londra gibi şehirlerde bile %50’nin altında, Amerika’nın tamamında bu oran %7’lerde. Yani birçok iş yine fiziksel olarak yer değiştirmeyi gerektiriyor ya da firmaların yer değiştirmeyi azaltacak araçları yeterince gelişmemiş. Yine de bu değişim aslında ulaşım ihtiyaçlarımızı yeniden sorgulamamıza neden oldu. İkinci konu ise tüketim alışkanlıklarımız. Alışveriş yaparken iki kez düşünmeye başladık. Online alışverişlerde artış görüldüğü duyumlarını aldık ama hem ekonomik olarak hem de bulaşma riskini azaltmak için ihtiyaç dışı ürünleri daha az satın almaya başladık. Tüm bunlar sizin de belirttiğiniz gibi bilinçli hareketliliğin ve tüketimin önünü açmış olabilir. Tabii ki tüm bunlar uzun vadede toplumsal davranış değişikliğine yol açacak mı yoksa pandemi riski bittiğinde unutacak mıyız bunu zaman gösterecek. Ama dikkat edilmesi gereken, bu gibi pandemilerle daha sık karşılaşabileceğimiz.

“Hem iklim değişikliğinin nedeni hem de sonucu olan birçok durum salgın hastalıkların artışında da etkili olmaya devam edecek.”

İklim değişikliğinin pandemiler üzerindeki etkilerine dair bizim de araştırmamızda yer verdiğimiz birçok çalışma var. Özellikle iklim değişikliği nedeniyle bio-çeşitliliğin azalması, ormansızlaştırma sonucunda bazı böceklerde artış ve bunların geçmiş dönemlerde Türkiye’de de gördüğümüz gibi besi hayvanlarına olan etkisi, azalan temiz su kaynakları ve değişen böcek-sinek popülasyonları, vahşi hayvanların yaşam alanlarına yaklaşan yerleşmeler, altyapı yatırımlarımızın hayvanların yaşam alanları ve kuşların göç yollarına olan olumsuz etkisi gibi hem iklim değişikliğinin nedeni hem de sonucu olan birçok durum salgın hastalıkların artışında da etkili olmaya devam edecek.

Değişim yolunda öncelikli önerileriniz nelerdir?

Emisyon azaltımı yolunda her alışkanlık değişiminin katkısı büyük olduğu için bu araştırmada özellikle bireylerin günlük yaşamlarında yapabileceği değişikliklere odaklanıldı. Yalnız yapılacaklar bunlarla bitmiyor. Yöneticilere çok büyük görevler düşüyor. Bu konuda net bir tavır sergileyerek bir an önce sıfır emisyon politikalarını hayata geçirmemiz gerekiyor. Bunun için hem yerel yönetimlerin hem de merkezi yönetimin farklı birimlerinin sivil toplum, sanayi ve özel sektör ile birlikte çalışması çok önemli. Üst ölçekte belirlenen emisyon azaltma hedeflerinin nasıl sağlanacağının finansman ve yönetişim araçlarıyla detaylandırılması, özellikle farklı kurumlar için yol haritalarının çizilmesi çok önemli.

“Radikal çözümlere gitmemiz gereken bir dönemdeyiz.”

Ulaşım ve kentsel hareketlilik konusunda ise enerji ve sanayi/üretim politikalarında olduğu gibi radikal çözümlere gitmemiz gereken bir dönemdeyiz. Bu kapsamda COVID-19 bize mesafeleri azaltmamız, az yolculuk yapmamız ve türel dağılımı aktif ulaşım yönünde değiştirmemiz gerektiğini öğretti. Bu anlamda kentlerimizi hep birlikte yeniden düşünmemiz, odağımızı kaliteli ve yaşanabilir kamusal alanın yüceltildiği kompakt yerleşimlere doğru yeniden çevirmemizi destekleyecek her alanda eylem planlarına ihtiyacımız var. Tüm bunlar aslında COVID sonrasında ekonomik sistemin merkezine yaşamı alan, temel ihtiyaçlar ve hizmetler çerçevesinde toplumların demokratik organizasyonunu ön planda tutan büyümeme (degrowth) politikalarının da önemini yeniden hatırlatıyor.

COVID süreci aynı zamanda bize toplumların ve kentsel sistemlerin kırılganlıklarının artabileceğini, finans ve altyapıda kırılganlıkların yanı sıra toplumsal eşitsizliklerin de afet dönemlerinde büyüyebileceğini gösterdi. Bu nedenle toplumsal eşitsizlikleri de tüm sektörlerde odağa yerleştirmemiz gerekiyor. Kentlerimizi kırılgan yapısından çıkararak geleceğe dayanıklı hale getirmemiz gerekiyor. Tüm bunların haricinde pandemi sayesinde bir şey daha öğrendik, daha doğrusu hatırladık. O da yavaş yaşam oldu. Yıllardır hem teoride tartışılan hem pratikte bazı şehirlerin uygulamaya koyduğu yavaş yaşam/yavaş şehir felsefesini benimsemeye başlayabileceğimiz bir dönemdeyiz.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki hem son yaşamakta olduğumuz pandemi süreci hem de daha büyük resmi çerçeveleyen iklim değişikliği, değer yargılarımızın yaşamı tüm yönleriyle merkeze alacak şekilde büyük bir değişime uğraması gerektiğini gösteriyor.

İTÜ IstanbulON Kentsel Hareketlilik Laboratuvarı çalışmaları

IstanbulON Kentsel Hareketlilik Laboratuvarı’nın 2019 yılında İTÜ Rektörlüğü ve İTÜ Teknokent’in desteğiyle faaliyete geçtiğini belirten Doç. Dr. Eda Beyazıt İnce, IstanbulON’un amaç ve faaliyetlerinde de bahsetti:

Laboratuvarımız yalnızca fakültemiz içerisinde değil üniversitemiz çapında da kentsel hareketlilik konusunda çalışmaların buluştuğu bir platform olmayı amaçlıyor. Bu anlamda IstanbulON, kentsel hareketliliğin çok disiplinli bir alan olduğu anlayışından hareketle mühendislikten planlamaya, tasarımdan iklim araştırmalarına kadar farklı disiplinlerden araştırmacıları bir araya getirmeyi ve birlikte bilgi üretimine katkı verebilecekleri bir ortam sağlamaya çalışıyor.

2019 yılı başında, laboratuvarımızı kurduğumuzdan beri farklı alanlarda birçok faaliyet gerçekleştirdik. İlk yılımızda iletişim ağımızı geliştirmeye özen gösterirken bir yandan da üniversite – sivil toplum, üniversite – yerel yönetimler ve üniversite – özel sektör arasındaki bağlantıları kuvvetlendirmek için çalışmalar yaptık. Bu anlamda ilk çalışmamızı imeceLab ile birlikte Hollanda Konsolosluğu tarafından desteklenen 10 haftalık bir eğitim programı kapsamında kentsel hareketlilik alanında yürüttük. Bu programı takiben Sultanbeyli Belediyesi, TESEV ve Kadir Has Üniversitesi ile iki gün süren bir erişilebilirlik çalıştayı gerçekleştirdik. Fakültemiz “architalkture” konuşma dizisi kapsamında Oxford Üniversitesi’nden konuşmacı olarak ziyaretimize gelen Profesör David Banister’ın katıldığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Hollanda Konsolosluğu, özel sektör ve akademiden katılımcıların yer aldığı İstanbul’un gelecek ulaşımını ele alan bir yuvarlak masa toplantısı düzenledik. Yaz aylarında İTÜ Youthmappers grubu ile gerçekleştirdiğimiz insancıl haritalama çalıştayına İTÜ dışındaki üniversite öğrencilerinden de ilgi yoğundu. Tüm bu çalışmalar sırasında tanıdığımız kurumları, ilgili bireyleri Marmara Urban Forum (MARUF) sırasında yürüttüğümüz bir ağ oluşturma etkinliğine davet ettik ve farklı alanlarda çalışmalar yürüten katılımcılarla birlikte kısa bir çalıştay yaptık.

İstanbul’un ulaşım sorununa yönelik araştırmalara başlanacak

Tüm bu çalışmaların haricinde birçok sempozyum ve konferansta sunuşlar yaptık, moderatör ve içerik sağlayıcısı olarak yer aldık. Ayrıca laboratuvar olarak araştırma projesi önerileri geliştirmekteyiz. Bununla ilgili olarak yurtdışında özellikle İngiltere ve Hollanda’dan sürekli iletişim halinde olduğumuz partnerlerimiz bulunuyor. Çok yeni bir haber; İstanbul’da önümüzdeki iki yıl boyunca ulaşım yoksulluğunu ve bu soruna yönelik geliştirilebilecek politikaları araştırmamıza imkan sağlayacak TÜBİTAK 1001 ulusal araştırma fonuna hak kazandık. Laboratuvarımızda doktora öğrencilerimiz ve fakülte içi ve dışından öğretim üyelerimizle birlikte projemize başlamak için sabırsızlanıyoruz.

IstanbulON olarak yerel, ulusal ve uluslararası birçok kurumla ilişkilerimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Son olarak Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında Türkiye Belediyeler Birliği ve Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu tarafından düzenlenen seminer serisine içerik oluşturma konusunda verdiğimiz katkılarımız ilerleyen dönemlerde de devam edecek.

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın